Söndürmüşüz feneri salaş bir balıkçıda
Rengimizi sıyırmış ta gitmiş gidenimiz
Nur cemalimizin astarı kalmış bitek Oda kaşık kadar
Vur kadehi ustam bu gecede sarhoşuz
Kalan sağlar bizimdir acıdan mayhoşuz
İki satırlık adamları musallat ettik ömrümüze
Bundandır böyle dibe vuruşumuz
Damla sakız hayallerimize yakamoz vursa
Bari öyle canlansa da hayat bulsa
Ne iyi olurdu kalbe kan yine hücum etse
geç olsun güç olmasın :)
yemek toplantı ??
benim hiç haberim yok :))
ben aradım telefonu kapalıydı :((
ben bilmem.
bensiz yemek organizasyonu hainlerr alçaklarr :))
ben organize etmedim yapana söyle lütfen :)
sen sonuçta gitmedin mi ?
iyide çağrılan yere gidilir.
akşam bekliyorum unutma sakınnn.
güneş mi doğuor
dünya mı dönüor?
bayram gelior ;)
nasıl iş bu
her yanına çiçek yağmış
erik ağacının
ışık içinde yüzüyor
neresinden baksan
gözlerin kamaşır
oysa ben akşam olmuşum
yapraklarım dökülüyor
usul usul
adım sonbahar
ÜÇ KEZ SENİ SEVİYORUM DİYE UYANDIM
Üç kez seni seviyorum diye uyandım
Tuttum sonra çiçeklerin suyunu değiştirdim
Bir bulut başını almış gidiyordu görüyordum.
Sabahın bir yerinden düşmüş gibiydi yüzün.
Sokağı balkonları yarım kalmış bir şiiri teptim
Sıkıldım yemekler yaptım kendime otlar kuruttum
_Taflanım! diyordu bir ses duyuyordum.
Cumhuriyetin ilk günleri gibiydi yüzün.
Kalktım sonra bir aşağı bir yukarı dolaştım
Şiirler okudum şiirlerdeki yaşa geldim
Karanfil sakız kokan soluğunu üstümde duydum.
Eskitiyorum eskitiyorum kalıyor ne kadar güzel olduğun.
İlhan BERK
"...Önce hiçbir şey yoktu. Bütün evren, kelimesiz bir tekdüzelikten ibaretti. Fakat o sırada kelime icat edilmediği için, bu bölümü anlatamıyoruz. Tanrı, bir süre sonra, tekdüzelikten sıkıldığı için durgunluğu yarattı. Sonra durgun yaratıldı. Bu sıfat tek başına var olmadığı için, durgun denizler ve durgun havalar ve durgun karalar ortaya çıktı. (Sadece bir dilbilgisi zorunluluğu yüzünden.) Durgunluk bulut getirmediği için denizler her zaman mavi ve durgunluk havayı karıştırmadığı için dalgasızdı. Hareket olmadığı için büyüme yoktu. Ne yükselme vardı ne genişleme. Kimse kimseyi geçmiyordu. Yarışma icat edilmemişti. Ve Tanrı, Hüsamettin Tambay'ın ilk atasını, insanı yarattı. İşte ondan türeyenler:
İlk Tambay, çok tanınmış bir kişiydi, eşi yoktu: Adem Tambay. O zamanlar daha savaş yoktu. Ve Adem Albay, savaşsızlıktan ve kadınsızlıktan sıkıldığı için Havva'yı aradı. Rumeli Kavağı'na gitmek için vapur bekliyordu Beşiktaş İskelesinde. Daha o zamanlar Kavaklar yasak bölge değildi. Ve daha o zamanlar utanma icat edilmediği için Havva ikinci mevki bekleme salonunun tahta sıralarında otururken, Adem Albayın bakışlarından sıkılmadı. Ve ikisi de sanki koca dünyada yalnızdılar. Ve sanki uçsuz bucaksız topraklar üzerinde onlardan başka kimse yoktu. İşte Adem Tambay ve Havva, ilk gülümsemeyi o anda, ihtiyaç yüzünden icat ettiler.
bu bana yazdığın güzel yazı için seninki kadar güzel değil ama
geçmiş olsun aceleyle kalkan zararla otururmuş.
canım aradım ulaşamadım nasıl oldun? dahamı iyisin :(( gelince yaz bana meraktayım.
geçmiş olsunn üzüldüm şimdi.. acele ettirdiler değil mi ?
daha çookkk var :(( acısı varken gülen bir tek sen varsın herhalde :)
teşkr ne yapayım benim kadar sakarı bulunmaz herhalde :))
vakit bulabiliyorsun demek :)) gelince soracağım sizlereeee :))
gelde sor :))
1 ay sonra geliyorummm bilmiyordum geçmiş olsun
aklı başka yerdedir :)) az kaldı azzz
vakit nakittir :)))
bekleniyormuşsunnn :))))
biliyorum biliyorum yaaa
çabuk çabukk çabukkkk
yapma lütfennn gelicem işte zmanında hemde
görüşrz dikkat et kendine
kızma hemen ben çıkıyorum görüşrz orda öptümmm :))